BİTKİ KÜRLERİ
----
İKSİRLER


Adet Düzenleyici - Astım - Ayak Kokusu - Ağrılar - Ağız Kokusu - Basur - Bitki Bilgileri - Boy Uzatma - Bronz Ten - Cilt Bakımı - Çil
Depresyon - Detoks - Diş - Egzama - El Bakımı - Grip - Guatr - Gut Hastalığı - Göbek Eritme - Göz Altı Morlukları - Güneş Lekesi
İktidarsızlık - İshal - Kabızlık - Kalp - Kemik Erimesi - Kireçlenme - Kolesterol - Mantar - Menapoz - Migren - Nasır - Ödem - Prostat
Romatizma - Saç Bakımı - Saçkıran- Sedef - Selülit - Sinüzit - Sivilce - Siğil - Sperm Sayısı - Şeker Hastalığı - Tansiyon - Terleme
Tüylenme - Uyuşma - Varis - Zayıflama


Mustafa Kemal Paşa Doğu Cephesi’nde (2) [10] - Gazi Mustafa Kemal Atatürk - Blogcu









Gazi Mustafa Kemal Atatürk

• 2/4/2006 - Mustafa Kemal Paşa Doğu Cephesi’nde (2) [10]

Aşığıdaki yazı bir araştırmanın kısa bir bölümüdür.Aşağıdaki bölümü okumadan önce "TÜRKİYE’Yİ YENİ UFUKLARA TAŞIYACAK BİR LİDERİN DOĞUMU VE YETİŞMESİ [1]" sayfasını okumanızı  öneririm.Diziyi [ ] sıralamasını takip ederek okumanız daha yararlı olacaktır. Saygılarımla.

 

1) Halk ile idare arasında bağlar sarsılmıştır... Evde kalanlar,kadınlar, acizler veya asker kaçaklarından oluşmakta olup, ürettikleri kendi ihtiyaçlarına bile yetmemesine karşılık, hükümet onların aç kalmalarını bile düşünmeden, ellerindekini almak mecburiyetindedir... Hükümetin güçsüzlüğü sebebiyle, ülke anarşi içindedir... Rüşvet ve vurgun başını almış yürümüştür... Ticarî iktisadî çöküntü endişe verici bir hal almıştır... Savaş sürüp giderse, çürüyen devlet binası  bir gün birdenbire  hep birden çökme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

2)   Askerî vaziyet, harbin yakın bir gelecekte biteceği ümidini vermemektedir.  Müttefiklerimizin askerî darbelerle düşmanlarımızı savaşa zorlaması bahis konusu değildir. Almanların stratejisi “geliniz, bizi yeniniz” ilkesine bağlanmıştır. Savaş daha çok uzayacaktır. Ve savaşın bitim anahtarları bizim partinin elinde değildir.

3)   Türkiye’nin askerî vaziyetine gelince, ordu savaşın başlangıcına göre çok zayıf olup, mevcut 5/1’e düşmüştür. Memleketin insan kaynakları, bu boşluğu doldurmaya yeterli değildir... Bana gönderilen biner  mevcutlu taburların yüzde ellisi mecalsiz sıskalardan ibaret olup kalan asker 17 – 20 yaşlarında gelişme çağındaki çocuklarla, 45 – 55 yaşlarındaki işe yaramaz kimselerdir. İstanbul’dan 1000 kişiyle yola çıkan taburlar Halep’e 500 kişi olarak gelmektedirler...  Kafkas Cephesi duraklama halindedir... Irak’ta İngilizler hedeflerine ulaşmış haldedir. Sina ve Hicaz’da düşman henüz hedefine ulaşamamıştır. Saldırıya hazırlanmaktadır. İngilizler için emellerine hizmet edecek bir Filistin devleti kurulması hayatî önemi haizdir. Bu durumda Batı’da taarruza hazır bulunarak, Suriye’de düşman girişimlerini boşa çıkarmak önemlidir. Bu durumda son kuvvetlerle Irak’ı geri almayı düşünmeye imkân yoktur...

4)   Bu sözlerimin neticesi, artık herşey bitmiştir. Bulunacak çare kalmamıştır anlamı değildir... Kurtuluş çareleri vardır. Kurtuluş imkânı mevcuttur. Ancak isabetli tedbirler almak lazımdır. Bunun için:

a)   İçten hükümeti kuvvetlendirmek, iktisadî hayatı yoluna koymak ve açlığı giderecek tedbirler alınmalıdır.

b)   Askerî politikamız bir savunma politikası ve bir tek neferi son ana kadar saklamak olmalıdır. Bunun gereği ülkemiz dışındaki bütün kuvvetlerimiz geri çekilmelidir...

5)   Suriye ve Hicaz’ın sorumluluğu şimdiye kadar olduğu gibi kendi evlatlarımızdan birinin elinde olmalıdır. Sina Cephesinde de komuta mustakilen bizden birisine verilmelidir... Almanları idare etmek gibi sebepler, vatan menfaatlerinin gereklerini önlememelidir... Hayat ve memat meselelerinde olsun, karar vermek hakkından mahrum olduğumuzu zannetmiyorum... Sina Cephesini Kress ve VII. Ordu Kumandanının müdafaa etmesi ve bu iki orduya Falkenhayn’ın kumanda etmesini memleket menfaatleri gerektiriyorsa, bu halde general Falkenhayn’ın bütün Suriye ve Hicaz’a kumanda eden zatın emri altına girmesi, tartışmaya tahammülü olmayan bir meseledir. Bu halde devlet nazarında en yüksek sorumlu bir Osmanlı olup, bütün iç ve siyasî kuvvetler onun elinde ve Falkenhayn sadece bir askerî kumandan durumunda kalır... Sina Cephesine gönderilecek VII. Ordu kıtaları, düşman saldırısı halinde parça parça savaşa katılıp, von Kress’in emrine girmesine seyirci kalamam ve en ufak bir kıtamın müdahale ettiği cepheyi kayıtsız şartsız kendi emrim altına alırım. Yani kuvvetler muharebe sebebiyle Sina Cephesinde bir kumanda altında erimeye mecbur olursa, bu kumandan  ancak ben olabilirim... Halen içinde bulunduğumuz bataklıktan Almanlarla beraber kurtulmak zaruri ise de, Almanların bu durumdan ve harbin uzamasından yararlanarak bizi sömürge şekline sokmaları ve memleketimizin bütün kaynaklarına el koymalarına karşıyım. Ülke ileri gelenlerinin bu hususta hiç değilse Bulgarlar kadar kıskanç ve müstakil olmalarını lüzumlu görürüm... Almanları hoş tutacağım diye mütemadiyen fedakârlıkta bulunmak herhangi bir müttefike ve özellikle Almanlara merhamet ve insaf telkin etmeyip, belki verdiklerimizden yüz kat fazlasını istemeye yöneltir.

Bugün Falkenhayn, her vesilede herkese karşı Alman olduğunu ve elbette Alman menfaatini en ziyade düşüneceğini söyleyecek kadar cüret sahibidir. Halep’de, Fırat’ta ve Suriye’de Alman siyaseti ve Alman menfaati ne demek olduğunu ve özellikle bu sözü sarfeden bir Alman Konsolosu olmayıp, yüz binlerce Türk kanı için karar veren bir kumandan olursa, işin vatanımızın çıkarlarına tamamen aykırı olduğunu anlamamak mümkün değildir.

Falkenhayn, geldiğinden beri aşiret ileri gelenleriyle Alman subaylar aracılığı ile doğrudan temas halindedir. “Araplar Türklere düşmandır. Biz Almanlar tarafsız olduğumuzdan onları kazanabiliriz.” sözünü bizzat bana, bir ordu komutanına  söylemiştir. Bu halde... memleket kâmilen bizim elimizden çıkarak bir Alman sömürgesi haline girmiş olacaktır. General Falkenhayn bu maksat için bizim borcumuz olan altınları ve Anadolu’dan getirdiğimiz son Türk kanlarını kullanmış olacaktır.

Velhasıl gerek hükümet idaresi ve gerekse ahali içinde yapılacak işlerin alalade bir memleket meselesi değil, en başta gelen bir memleket savunması meselesi olduğu bu devirde, vatanımızın hiçbir köşesinin herhangi bir yabancı nüfuz ve idaresi altına verilmesi devletin varlığını hiçe indirger.”

Mustafa Kemal 24 Eylül 1917’de Enver Paşa’ya gönderdiği ek raporda özetle şu noktalar üzerinde durur:

1)   Raporun 1. ve 2. Bölümlerinde Sina Cephesi’ndeki  kuvvetler mukayese edilerek, burada ancak bir savunma savaşı yapılabileceği; yurt dışında ve içindeki bütün kuvvetlerin Sina’ya yollanması gerektiği, Şimdiki kuvvetlerle Mareşal Falkenhayn’ın saldırıya geçmesinin yanlış olacağı,

2)   Bir savunma görevi alacak olan Sina Cephesine iki ordu karargâhının sığamayacağı; kendisinin bu cepheye kumanda etmek için Arıburnu ve Anafartalar’da 11 tümen ve bir süvari tugayına, ikinci ordu komutanlığında da on  tümeni idare ederek istenilen deneyimi kazandığını,

3)   Falkenhayn’a ne askerî  ne de siyasî asla güveni olmadığını, mareşalin aylardır hiçbir iş görmediğini, onun Sina Cephesinde görev alamayacağını, oraya kendisinin komuta etmesini, bu olmadığı taktirde VII. Ordu Komutanlığından af edilmesini, raporlarına cevap alamazsa mareşal Falkenhayn’ın emrinde çalışmayacağını, kendisine bildireceğini, Başkomutan Vekilinin bilgilerine sunar.

Enver Paşa, 29 Eylül tarihli cevabında, gerek memleket ve gerekse ordunun durumu hakkındaki görüşlerine katıldığını, ama düşmanlarımızın da üç senelik savaş sonunda bulundukları halin bizden iyi olmadığını; Rusya’nın girdiği ve İtalya’nın gireceği hallerin durumu lehimizde pek değiştirdiğini; VII. Ordu veya bunun büyük kısmı ile Sina Cephesi’nde Kresss Paşa’nın VIII. Ordu’nun yanında, VII. Ordu Kumandanı sıfatıyla başarı ile hizmet edeceğine inandığını ve fikrinin ayrıntılarını oraya gelecek olan Cemal Paşa’nın açıklayacağını belirtir.

Enver Paşa 2 Ekim 1917 tarihli yazısında da, 100 km’lik bir cephenin iki mıntıkaya taksiminin tabiî olduğunu, cephenin idaresine memur edilen Mareşal Falkenhayn’ın isabetli kararlar alacağı kanaatine katılmasını rica eder.

Bu arada Mustafa Kemal Paşa ile Mareşal Falkenhayn arasında görev ve yetki tartışması gittikçe gerginleşerek devam etmektedir.

Neticede Bakanlar Kurulunun verdiği yetki ile Bahriye Nazırı Cemal Paşa, tahkikatla görevlendirildi.

Cemal Paşa, her iki tarafı dinler. Başkumandan Vekiline, grup ile ordu kumandanı arasındaki anlaşmazlıkta, Mustafa Kemal’in tamamen haklı olduğunu, iki taraf arasındaki anlaşmazlığın kaldırılması için, en kestirme yolun Mustafa Kemal’in ordu kumandanlığından istifâ etmesi olduğunu; bu itibarla Vekiller Heyeti adına haiz olduğu yetkiye dayanarak Mustafa Kemal Paşa’nın istifâsını kabul etmek mecburiyetinde kaldığını bildirir.

Enver Paşa bu istifâyı ancak II. Ordu Komutanı ile becayiş edilmesi şartıyla kabul eder 9 Ekim 1917. Ancak Mustafa Kemal bu atamayı kabul etmediğinden işlem fiilen yürürlük kazanmamış ve Paşa II. Ordu komutanı sıfatıyla izinli olarak 15 Ekim 1917’de İstanbul’a gelmiştir. Yerine Fevzi Paşa atanmıştır. Mustafa Kemal dönüş için yeterli malî güce sahip olmadığını görmüş, ve sahip olduğu cins atları satılması için Cemal Paşa’ya 2000 altın mukabili bırakmıştır. Cemal Paşa bunları 5000 altına satıp aradaki 3000 altın farkını da Mustafa Kemal’e gönderir44.

Mustafa Kemal’in o günkü askerî ve siyasî durumu değerlendirmesi gerçekleri bütün çıplaklığıyla yansıtması dolayısı ile çok dikkat çekicidir. Bu raporlar onun ileriyi görmesi, berrak zekâsı, gerçekleri yansıtmadaki medeni cesareti, karakteri, ülke meselelerine yabancıların karışmasına şiddetli tepkisi bakımından üzerinde dikkatle durulması, yorumlanması gereken belgelerdir.

Olayın sonucu Mustafa Kemal’in 9 ay kadar fiilî kumandanlıktan ayrılması oldu. Haklı olduğu, ülke çıkarlarını savunduğu halde istifâ etmek zorunda kalan Paşa üzüntülüdür.

Enver Paşa ile zaten iyi olmayan ilişkileri biraz daha bozulur. Onun imalı sorularına muhatap olur. Dolayısı ile yeni bir görev kabul etmez. Ancak Veliaht Vahidettin Efendi’nin Padişahı temsilen Almanya’ya yapacağı seyahata katılmayı kabul eder.

 

Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı

  

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
:: Arkadaşa gönder!








Gazi Diyor ki:
"Çalışmadan ,öğrenmeden, yorulmadan;rahat yaşama yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş olan bir millet ; Önce onurunu, sonra hürriyetini; daha sonrada geleceğini kaybetmeye mecburdur"

Bu blog Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yaşamının, düşüncelerinin, eylemlerinin okurlarımıza ışık tutması amacıyla hazırlanmıştır.



SIK KULLANILANLARA EKLE

Başlıklar

Başlıksız
Atatürk Diyor ki;
Gazi İçin Söylenenler (1)
Gazi İçin Söylenenler (2)
Gazi İçin Söylenenler (3)
Türkiye’yi Yeni Ufuklara Taşıyacak Bir Liderin Doğumu ve
Bir Lider Doğuyor [2]
Yeni Bir Hayat, Yeni Bir Ufuk: Askerî Okullar [3]
Genç Subaylık Yılları (1905 – 1908) [4]
Kendi Kendini Yetiştiren Kurmay (1) [5]
Kendi Kendini Yetiştiren Kurmay (2) [6]
Kendi Kendini Yetiştiren Kurmay (3) [7]
"Kaderin Adamı” Tarih Sahnesine Giriyor [8]
Mustafa Kemal Paşa Doğu Cephesi’nde (1) [9]
Mustafa Kemal Paşa Doğu Cephesi’nde (2) [10]
Geleceğin Padişahı ile Seyahat [11]
Vahidettin Padişah – Mustafa Kemal Ordu Komutanı (1) [12]
Vahidettin Padişah – Mustafa Kemal Ordu Komutanı (2) [13]
Vatanına Hizmet Yolu Açmaya Çalışan Seçkin General [14]
Mustafa Kemal Paşa’nın Ordu Müfettişliğine Atanması (1) [1
Mustafa Kemal Paşa’nın Ordu Müfettişliğine Atanması (2) [1
Mustafa Kemal Paşa’nın Ordu Müfettişliğine Atanması (3) [1
Barut Fıçısına Düşen Ateş: İzmir’in İşgali ve Sonuçları [1
İzmir İşgali ve Sonuçları [19]
9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa Samsun’da [20]

Bağlantılar
Ana Sayfa
M. K. Atatürk ile İlgili Diğer Başlıklar


Link
Mustafa Kemal Ataturk (Azərbaycan)
Mustafa Kemal Ataturk (English)
Mustafa Kemal Ataturk (Español )
Mustafa Kemal Ataturk (Deutsch)
مصطفى كمال أتاتورك
Ататюрк, Мустафа Кемаль (Русский)
Mustafa Kemal Ataturk (Français)











Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Sitenizesayac.com